Türkiye ormanlarını yok ederek iklim kriziyle baş edebilir mi?

Anadolu yarımadasının daha çok kenar kesimlerini oluşturan yeşil çember giderek kahverengi kesiklerle bölünüyor. Yok edilen orman dokusunun kendini yenileyebilme hızı, iklim değişikliğinin hızından çok daha düşük. Ağaçlandırma kampanyalarıyla orman ekosistemi oluşmadığını ve bu yolla kendini iyice göstermeye başlayan iklim krizine çare bulunamayacağını kabul etmek gerekiyor. Aksi durumda iklim ve coğrafyanı bu gerçeği çok acı biçimde anlatacağına kuşku yok.

Türkiye ormanlarını yok ederek iklim kriziyle baş edebilir mi?
banner5

ÖNCE MADENLER, SONRA DA SULAR YAĞMAYA AÇILDI

Türkiye son 15 yıldır büyük bir yok oluş pahasına sürdürülen ‘kalkınma’ projelerini tartışıyor. Yer kabuğundan, deniz ve göllerin tabanına kadar paraya çevrilebilir ne varsa hepsini maden olarak tanımlayan bir yasayı 2004’te yürürlüğe sokan hükümet, ilki 2003’te, son hali ise 2019’da güncellenen Su Kullanım Hakkı Yönetmeliği ile de su kaynakları üzerinden sözde ekonomik büyümeye katkı sağlayacak yatırımların önünü açtı.

DÜNYANIN EN BÜYÜK 10. EKONOMİSİ OLMA HAYALİYLE YOK EDİLEN YAŞAM

Türkiye’nin 2023’te dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri olacağı iddiasıyla özel sektöre açılan doğal varlıklar, ormanından dağına, taşından suyuna birer birer parsellenmeye başlanırken özellikle tarıma dayalı kırsal nüfus yaşam alanlarından ya koparıldı ya da bulundukları yerde zor koşullarda yaşamaya mahkûm edildi.

YER ÜSTÜNDE BARAJ YAPACAK ÇUKUR KALMADI, SIRA YERALTINA GELDİ

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’nin verdiği bilgiye göre son 17 yıl içinde 563 baraj, 547 HES, 347 gölet ve bent, 1.332 adet de sulama tesisi olmak üzere, 8 bin 31 tesis inşa edildi. Ancak Bakanlığın yüzey suları üzerinde onca orman ve doğa tahribatına neden olarak inşa ettiği bu baraj ve göletlerin yanında şimdi de 100 tane “yer altı barajı” inşa edilmesi gündemde. Bakan Pakdemirli, yer altı barajlarının yüzeydekilere göre çok daha düşük maliyetli olduğunu açıkladı. Bu açıklamalar, “17 yıldır yandaş müteahhitler betondan para kazansın diye harcanan kamu kaynakları ve onca doğa tahribatı boşuna mıydı?” sorusunu akla getiriyor.

BİNLERCE MADEN OCAĞIYLA TÜRKİYE ‘ALTINA HÜCUM’ DÖNEMİNDE

Madencilik açısından bakıldığında ise Türkiye coğrafyasının dört bir yanında büyük bir tahribat olduğu görülüyor. MTA’nın 2018’de yayınladığı doğal taş raporuna göre Türkiye genelinde yalnızca 2821 adet ruhsatlı mermer ocağı faaliyet yürütüyor. Diğer doğal taş ocaklarının yanına altın, gümüş, krom, nikel gibi maden ocakları da eklenince ortaya çıkan tablo doğal varlıklar açısından hiç de iç açıcı değil.

ANADOLU COĞRAFYASI METEOR ÇUKURLARI GİBİ DEV OYUKLARLA DOLDU

Doğu Karadeniz’in dereleri, dağları, Toroslar’ın ormanları, yaylalarındaki tahribat uzaydan bile görünür halde. Anadolu coğrafyası bir uçtan bir uca meteor çukurları gibi dev madenci oyuklarıyla dolu. Yamaçlardaki dev kesikler, ormanlardaki tıraşlanmış büyük alanlar “kalkınma” yalanıyla yapılan tahribatın boyutlarını ortaya koymaya yetecek düzeyde.

‘ZENGİN KAYNAKLARIN YOKSUL BEKÇİSİ Mİ OLALIM’ SAVUNMASI

Bütün bunlara tahrip edilen coğrafyanın nimetleriyle yaşamını sürdürürken yerinden yurdundan edilen kırsal nüfusu da eklerseniz tablo bir kat daha ağırlaşıyor. İktidar ve bu yıkımı savunanlar, “Zengin kaynakların yoksul bekçisi mi olalım?” savunmasıyla yok oluş pahasına sürdürülen yıkımın ülkenin kalkınmasına ve büyümesine katkı sağlayacağını dile getiriyorlar. Bu yıkımlara karşı tepki gösterenlerin önemli bir bölümü hem hukuki hem de eylemsel bir mücadele yürütme çabası verirken kimileri de “Bu şartları altında Türkiye’de yaşanmaz” diyerek Kanada’nın ya da Norveç’in veya Avrupa ülkelerinin yolunu tutmayı deniyor.

KENDİ HALKINA KARŞI DOĞA TAHRİBATINI SAVUNANAN İDARECİLER

Kaz Dağlarında Kanadalı altın şirketinin yerli taşeronu tarafından yapılan ağaç katliamı Türkiye’de 17 yıldır yüksek dozda seyreden yıkım politikalarının toplumca daha fazla sorgulanmasına yol açtı. Dünya her geçen gün kendisini daha fazla gösteren iklim krizinin yaratacağı etkilere hazırlanırken Türkiye bu krizin dozunu yükseltecek yıkımlara yasal olarak zemin hazırladığı gibi bu anlamsız doğa tahribatını kendi halkına karşı savunan karar vericilerle karşı karşıya.

İKLİZMZ KRİZİ YÜZÜNDEN NORVEÇ’TE 200 REN GEYİĞİ ÖLDÜ

Türkiye’den kaçış planı yapanların listesinde üst sıralarda yer alan Avrupa ülkelerinde de durum pek parlak sayılmaz. Büyük yıkımlardan sonra ellerinde kalan tarihi ve doğal mirası gözü gibi korumaya çalışan Avrupa ülkelerinin başı küresel iklim kriziyle dertte. Norveç’in kuzeyinde aşırı sıcaklar yüzünden besin bulamayan 200 ren geyiğinin ölmesi Avrupa kıtasının karşı karşıya kaldığı iklim krizinin boyutlarını gözler önüne sermeye başladı.

‘İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN DOĞAYI NASIL ETKİLEDİĞİNİN KORKUNÇ ÖRNEĞİ’

CBS News’in aktardığına göre kuzey kutbuna yaklaşık 800 mil uzaklıkta bulunan Kuzey Norveç’teki Svalbard takım adalarında 200’den fazla ren geyiği iskeleti bulundu. Konuyla ilgili yapılan araştırmalar, bu boyuttaki ölümlerin sorumlusunun iklim değişikliği olduğunu gösteriyor. Norveç Kutup Enstitüsü (NPI) bünyesindeki bilim insanlarının yaptığı araştırmaya göre, kış yağmurları buza dönüştüğü için ren geyiklerinin besin bulması zorlaşıyor. Çünkü karlı zemini kazabilen ren geyikleri buzlu zemini kazamıyorlar. Bugüne kadar görülmedik ölçüde ren geyiği iskeletinin bulunması ülkede endişe yaratıyor. Norveç’in devlet televizyonuna konuşan araştırmacılardan Ashild Onvik Pedersen, yaşanan tabloyu “Çok fazla ölü hayvan bulmak korkutucu. Bu, iklim değişikliğinin doğayı nasıl etkilediğine dair korkunç bir örnek” sözleriyle özetliyor.

NORVEÇ’TEKİ REN GEYİKLERİNİN NÜFUSU SON 20 YILDA YÜZDE 56 AZALDI

Norveç’in Svalbard bölgesinin son yıllarda gezegenin geri kalanına göre iki kat daha fazla ısındığı kaydediliyor. 20. yüzyılın başında Norveç’te avcılık yüzünden nesli tükenme noktasına gelen ren geyikleri, 1925 yılında türün koruma altına alınmasıyla yeniden çoğalmaya başladı. Ancak bugün koruma altındaki türü avcılık değil, iklim değişikliği tehdit ediyor. Tüm ülkede 220 bin civarında ren geyiğinin olduğu tahmin ediliyor. Ancak son yirmi yılda popülasyonun yüzde 56 oranında azaldığı belirtiliyor. (1)

AVRUPA’NIN TARİHİNDEKİ EN SICAK HAZİRAN’I BU YIL YAŞANDI

Avrupa Birliği Kopernik Programı tarafından son açıklanan verilere göre ise Haziran 2019 Avrupa’da tarihteki “en sıcak Haziran” olarak kayıtlara geçti. Buna göre tüm Avrupa kıtasında Haziran ayı mevsim normallerinin 2°C üzerinde gerçekleşti. Türkiye dâhil olmak üzere kıtanın tamamında Haziran 2019 sıcaklıkları mevsim normallerinin çok üzerinde seyretti. Aşırı sıcaklıklar ile beraber Avrupa’nın birçok yerinde aşırı hava olayları da görülürken, bu iklim afetlerinde hasarlar ortaya çıktı.

ALMANYA, FRANSA, İSPANYA VE TÜRKİYE’DE BEKLENMEDİK YANGINLAR

Özellikle Avrupa kıtasının birçok yerinde yaşanan orman yangınları dikkat çekiciydi. Fransa, Almanya, Portekiz, İspanya, Türkiye ve daha birçok yerde görülen bu yangınlar önemli hasarlara yol açtı. Dünya Meteoroloji Örgütü, bu yangınların beklenmedik olduğunu açıkladı.

HAZİRAN 2019: TÜRKİYE’DE AŞIRI HAVA OLAYLARININ DORUĞA ÇIKTIĞI AY

Aşırı hava olayları ve iklim afetleri Haziran 2019'da Türkiye'nin de gündeminden düşmedi. Haziran ayında Türkiye’nin dört bir yanından orman yangını haberleri geldi. İzmir, İstanbul, Bilecik, Balıkesir, Antalya, Muğla’da, Hatay’da, Manisa’da ve daha birçok yerde onlarca orman yangını yaşandı, önemli hasarlar meydana geldi.

KARADENİZ’DEN AKDENİZ’E SELLER CAN KAYBINA YOL AÇTI

Haziran ayında seller de, Türkiye’nin birçok yerinde özellikle neden olduğu can kayıpları ile gündeme geldi. Haziran ayındaki ilk çarpıcı sel felaketi, Türkiye’nin başkentinde yaşandı. 9 Haziran’da, sel yüzünden, üç kişi yaşamını yitirdi. Kentte sokaklar göle döndü, hayat durdu. 18 Haziran’da ise Trabzon’da yaşanan aşırı hava olayları 8 kişinin can kaybına neden oldu. Kayıp 2 kişi için arama çalışmaları haftalarca devam etti, okullar yıkıldı, yaşam durdu. Aşırı yağmurlar, aynı günlerde Ağrı’da ve Bartın’da da can aldı. Dinar’da aşırı hava olayları 2’si çocuk 4 kişinin ölümüne sebep oldu, Bartın’da 1 kişi yine selde kayboldu ve yaşamını yitirdi. Haziran’da başka seller de yaşandı. Araklı ile aynı gün (18 Haziran 2019) Mersin’de de sel ve yıldırım hayatı olumsuz etkiledi. Mersin üç ilçesindeki aşırı yağışlar, hayvanları telef etti, Mut ilçesinde bir hafta boyunca sel yüzünden zorunlu su kesintisi yaşandı. İki gün sonra Tarsus ilçesinde de sel yaşandı.

BELÇİKA’DA TREN SEFERLERİ DURDU, PARİS’TE KIRMIZI ALARM VERİLDİ

Haziran ayındaki aşırı sıcaklıklar, Avrupa’da aynı zamanda ekonomik ve sosyal sorunlara da yol açtı. Aşırı sıcaklıklardan dolayı Belçika’da tren seferleri durdu. Otoriteler tarafından aşırı sıcaklıkların hava kirliliği oranlarını arttırdığına dair uyarılara yapıldı. Kızılhaç, aşırı sıcaklıklara önlem olarak evsizlere su dağıtmak zorunda kaldı. Paris’te aşırı sıcaklıklardan dolayı kırmızı alarm verildi, itfaiye olası yangınlara karşı halkı uyardı. Almanya’da ise sıcaklıklardan dolayı trenler iptal edildi. Avrupa’daki en önemli ticaret rotalarından Ren nehrinde su seviyesi önemli düşüş yaşadı, ulaşım sekteye uğradı. Polonya’da, ülkenin tamamında Haziran 2019’un ikinci yarısında kuraklık görüldü. Yeterli havalandırma sistemi olmayan hastaneler ilaçları soğutmakta sıkıntı yaşadı. İngiltere ise aşırı sıcaklıklar yüzünden uçuşların aksadığı, hatta iptal edildiği ülkeler arasına girdi. (2)

ORMANLAR YANARKEN BAKANLAR ‘BİZ YİNE İYİYİZ’ MESAJI VERDİ

Bu yılın Ağustos ayında bile yaşanan sellere, bir de orman yangınları eklendi. Ancak bu konuda devletin ilgili kurumları dâhil olmak üzere Türkiye’nin bir acil eylem planı görünmüyor. Bu tür felaketlerde bile ilgili bakanlar Türkiye’nin birçok konuda dünyada ilk sıralarda olduğunu anlatıp, kamuoyuna “biz yine iyiyiz” mesajı vermeyi sürdürüyor. Ancak iklim konusundaki gerçeklerin üzeri içi boş mesajlarla örtülecek gibi değil.

İKLİM KRİZİNİ KOMPLO TEORİSİ OLARAK GÖRMEK KİMİN İŞİNE YARAR?

İklim değişikliği birkaç yıl öncesine kadar komplo teorilerinin bir parçası olarak görülüyordu. Bugün de böyle gören çevreler yok değil. Örneğin Haziran 2018’de Ankara’ya yağan şiddetli yağmur dolu olayını dış güçlere bağlayan ve “bu yağmuru İstanbul’da da deneyebilirler” diyen yorumcular bile oldu. Bir anlamda sıra dışı iklim olaylarını iktidarı ve buna bağlı belediyeleri yıpratmaya, hatta darbe yapmaya yönelik bir araç olarak kullanıldığını savunabilen bu anlayış, iklim değişikliğinin kendisinden daha tehlikeli sonuçlar doğurabilir. Çünkü gerçeğin üzerinin komplo teorileriyle örtülmesi, ancak komplo teorilerinden beslenenlerin işine yarar.

AĞAÇLANDIRMA KAMPANYALARI İKLİM KRİZİNE ÇARE DEĞİL

Anadolu yarımadasının daha çok kenar kesimlerini oluşturan yeşil çember giderek kahverengi kesiklerle bölünüyor. Yok edilen orman dokusunun kendini yenileyebilme hızı, iklim değişikliğinin hızından çok daha düşük. Doğal orman ekosistemlerinin korunması bugün her zamankinden çok daha önemli. Ağaçlandırma kampanyalarıyla orman ekosistemi oluşmadığını ve bu yolla kendini iyice göstermeye başlayan iklim krizine çare bulunamayacağını kabul etmek gerekiyor. Aksi durumda iklim ve coğrafyanı bu gerçeği çok acı biçimde anlatacağına kuşku yok.

***

Yusuf YAVUZ

Kaynaklar:

(1):200 reindeer starved to death in Norway and scientists say climate change is to blame

200 reindeer starved to death in Norway and scientists say climate chang...

"Never before have they seen so many carcasses at once," Norway's public broadcaster said

(2): Record-breaking temperatures for June | Copernicus

Record-breaking temperatures for June | Copernicus

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER