Su kanunu taslağında tahsis var, su hakkı yok!

Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hazırladığı su kanunu taslağı, özel kişilere yapılacak münferit su tahsislerinden bedel alınıp alınmayacağı konusunu Cumhurbaşkanı’nın takdirine bırakıyor…

Su kanunu taslağında tahsis var, su hakkı yok!
banner24

Yusuf Yavuz

İktidarın 2011 yılından bu yana beklettiği Su Kanunu Taslağı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarıyla yeniden gündeme geldi. Genel su ve özel su gibi tanımlar getiren yasa taslağı Su Yönetimi Kurulları oluşturulmasını öngörürken, DSİ eliyle kişilere yönelik yapılan su tahsislerinden ücret alınıp alınmaması konusunu Cumhurbaşkanının takdirine bırakılmasını da içeriyor.

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 29 Mart’ta Beştepe’de düzenlenen 1. Su Şûrası’nda yaptığı konuşmada, hedeflere hızla ulaşmak ve su yönetimindeki yetki çatışmalarını önlemek amacıyla Meclis’te bir su kanunu hazırlandığını belirterek, şûra temelinde yapılacak çalışmaların kanunun şekillenmesine katkı sağlayacağını kaydetti.

SU KANUNU HAZIRLIĞI YENİ DEĞİL, 2009’DAN BERİ GÜNDEMDE

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın gündeme getirdiği su kanunu hazırlığı girişimi aslında yeni değil. Avrupa Birliği müktesebatı çerçevesinde 2009 yılında açılan Çevre Faslının alt başlıklarından biri de su kanunuydu. AB’nin öngördüğü su kanunu, suyu kullanandan yönetene, akademiden sivil toplum örgütlerine kadar uzanan geniş çaplı, katılımcı ve çoğulcu bir yasal düzenlemeyi içeriyordu. Ancak 2011 yılından itibaren dönemin Orman ve Su İşleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve aradan geçen süre içinde tartışmalı bir seyir izleyen Su Kanunu Taslağı’nın içeriğine bakıldığında daha çok suyun bir ticari meta olarak ele alındığını söylemek mümkün.

BAKANLIKLAR ARASINDA UZLAŞMA SAĞLANAMADI

Tam olarak 10 yıldır tartışılan Su Kanunu Taslağı, 2011’de gündeme gelmesinin ardından 2012’de ilgili kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarının görüşüne açıldı, 2014’te ise yasalaşma sürecinin başlatılması için dönemin Başbakanlığına sunuldu. Ancak 2016 ve 2017 yıllarında son şeklini alması için sürdürülen görüşmeler sırasında ilgili bakanlıklar arasında su kanunu taslağı üzerinde bir uzlaşma sağlanamadı.

İDARİ SİSTEM DEĞİŞTİ, KANUN TASLAĞI BAKANLIĞA İADE EDİLDİ

Daha sonra Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı gibi bakanlıklarla yürütülen çalışmanın ardından son şekli verilen su kanunu taslağı, idari yapılanmadaki değişiklikten dolayı Başbakanlık tarafından 2018 yılında Tarım ve Orman Bakanlığı’na geri iade edildi. Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemine geçilmesinin ardından taslak güncellenerek yasalaşma aşamasına getirildi.

HAZIRLANAN KANUN TASLAĞI 30 MADDEDEN OLUŞUYOR

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın mecliste hazırlandığını söylediği kanun taslağı, işte bu taslak. Tarım ve Orman Bakanlığı kaynaklarına göre 6 bölüm, 30 maddeden oluşan Su Kanunu Taslağı’nın 2019 yılındaki içeriğine göre suyun hukuki niteliği, su yönetimi ilkeleri, su kaynaklarının korunması, planlanması, geliştirilmesi, izlenmesi ve denetimi gibi başlıkları taşıyan taslak; suyun tahsisi, irtifak hakkı, kamulaştırma, fiyatlandırma, yasak ve fiiller ile cezai yaptırımlar hakkında düzenlemeler içeriyor.

SU YÖNETİMİ YÜKSEK KURULU OLUŞTURULACAK

Kanun taslağının getirdiği en dikkat çekici düzenlemelerinden biri de “Su Yönetim Kurulları” olacak. Buna göre Su Yönetimi Yüksek Kurulu’na bağlı olarak çalışacak olan merkez ve havza yönetimi kurulları ile il su yönetimi koordinasyon kurulları oluşturulması öngörülüyor.

KANUN TASLAĞINDA ‘SU HAKKI’ KAVRAMINA YER YOK

Su Kanunu Taslağı’nın en temel amaçlarından biri, suyun tek elden yönetilmesini sağlayacak yasal altyapıyı oluşturmak ve su konusundaki her türlü bilgiyi tek bir veri tabanında toplamak. Ancak kamusal bir varlık ve temel insan hakkı olan suyu ekonomik bir kaynak olarak gören anlayışla hazırlanan kanun taslağının en önemli eksikliği “su hakkı” nitelemesinden yoksun oluşu.

SU KANUNU 2009’DA ÇIKSAYDI BUNCA TAHSİS YAPILMAYABİLİRDİ

İktidarın son 10 yıldır sağlıklı bir zeminde tüm paydaşlarla asgari noktalarda uzlaşıp meclisten geçiremediği en önemli yasal düzenlemelerden biri olan Su Kanunu Taslağı’nın bugüne kadar neden geciktiği sorusunun bir başka yanıtı da suyun yönetimi konusundaki çok başlılık ve keyfiliğin, su kaynaklarının kolayca yağmalanmasına zemin hazırlaması. 2006’dan bu yana özellikle HES’ler ve barajlar için enerji şirketleriyle yapılan Su Kullanım Hakkı Anlaşmaları’nın su kaynakları üzerinde yarattığı tahribat bunun en çarpıcı örneklerinden biri. Türkiye korumacı ve kamusalcı bir yaklaşımla 2009’da su kanununu çıkarabilmiş olsaydı, bunca dere yağması ve su tahsisi yapılamayabilirdi.

ŞİRKETLERİN ENERJİ BAHANESİYLE SUYA HÜCUM DÖNEMİ

Oysa çoğu yerde içilebilir kalitedeki akarsular, dereler ve nehirleri kirleticilerden korumak için önlemler almak yerine, güneş ve rüzgâr gibi başka pek çok alternatifi varken su kaynakları HES kurulması için enerji şirketlerine 49 yıllığına tahsis edildi. Üstelik bu dönemde enerji sektörüne yönelen şirketlerin birçoğunun Türkiye’de giderek gözden düşen ve Mısır, Özbekistan, Türkmenistan gibi daha ucuz hammadde ve işgücünün yanı sıra devlet teşvikinin olduğu ülkelere kayan tekstil sektöründen ya da inşaat, turizm, madencilik gibi alanlardan gelmesi bir tür “suya hücum” dönemi başlatmıştı. “Temiz ve yenilenebilir enerji” üretildiği için uluslararası karbon piyasasından alınan fonlar ile çeşitli kredi kuruluşlarından alınan krediler de cabası. Oysa Türkiye’de HES’ler konusunda yaşanan süreç hiç de temiz değildi. Denetimsizlik, rant hırsı ve keyfilik, bir enerji üretim aracının, nasıl yıkım aracına dönüştürülebileceğini göstermişti.

SUYLA İLGİLİ BİRÇOK KANUNDA DEĞİŞİKLİĞE GİDİLECEK

Su Kanunu Taslağına geri dönecek olursak, kanunun yasalaşması durumunda doğrudan ya da dolaylı olarak suyla ilgili çok sayıda kanunda değişikliğe gidilecek. 1936’da çıkarılan Çeltik Ekimi Kanunu, 1960’ta çıkarılan Köy İçme Suları Hakkında Kanun ile aynı yıl çıkarılan Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un yanı sıra Çevre Kanunu, İSKİ Kanunu ve Medeni Kanun bunlardan bazıları.

‘GENEL’ VE ‘ÖZEL’ SULAR TANIMI GELİYOR

Taslağa göre suyun hukuki durumu da “genel sular” ve “özel sular” olarak yeniden düzenleniyor. Genel sular, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki suları tarif ederken, özel sular ise özel kişilerin mülkiyetindeki arazilerden çıkan suları belirtiyor. Buna göre özel mülkiyetteki arazi ya da iş yerinde su kaynağı bulunan kişiler belirlenen sınırları aşmamak kaydıyla ihtiyacı kadar olan suyu bedelsiz olarak kullanabilecek. İhtiyaçları dışında kalan sular ise genel su niteliğinde sayılacak.

SU TAHSİSLERİ 29 YILLIĞINA YAPILABİLECEK

Kullanılmış suların geri kazanılarak yeniden kullanımını da öngören Su Kanunu Taslağı’nın dikkat çeken maddelerinden biri de suyun tahsisine ilişkin olanı. Taslağın 16. ve 17. maddeleri, kullanım amaçlarına yönelik su tahsislerinin Su Yönetimi Yüksek Kurulu tarafından, münferit tahsislerin ise ‘Havza Sektörel Tahsis Planları’nı dikkate almak koşuluyla DSİ Genel Müdürlüğü tarafından yapılmasını öngörüyor. Taslağa göre su tahsisleri en fazla 29 yıllığına yapılabilecekken umumi kullanıma açık olan yerlerdeki sular tahsis edilemeyecek.

ÜCRETLENDİRME CUMHURBAŞKANI TAKDİRİNE BIRAKILACAK

Ancak tahsisle ilgili en çarpıcı ayrıntı ise münferit tahsis sahiplerinden bedel alınıp alınmaması konusunun Cumhurbaşkanı’nın takdirine bırakılmış olması. Tıpkı ormanlık alanların orman vasfı dışına çıkarılmasına yönelik yetkinin Cumhurbaşkanına verilmesinde olduğu gibi kişisel su tahsislerinde ücret alınıp alınmaması konusu da Cumhurbaşkanı’nın takdirine bırakılıyor.

KURAK İKLİMDEKİ TÜRKİYE’DE SULU TARIM TEŞVİK EDİLİYOR

Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün verilerine (Nisan 2019) göre Türkiye’nin ‘ekonomik’ olarak kullanılabilir su potansiyeli 112 milyar metreküp. Bunun yaklaşık yarısı olan 54 milyar metreküplük kısmı ise kullanılıyor. Türkiye yarı kurak bir iklime sahip olmasına karşın tarımsal üretimde yoğun su tüketen ürünler teşvik ediliyor. Kuru tarım ürünleri olan buğday ve mercimeği kısmen ithal eden Türkiye, üreticiyi sulu tarıma yönlendiriyor.

TÜRKİYE SU STRESİ YAŞAYAN ÜLKELER ARASINDA

Kullanılan 54 milyar metreküplük suyun 40 milyar m3’ü tarımda, 7 milyar m3'ü sanayide, 7 milyar m3'ü ise içme-kullanma suyu olarak tüketiliyor. Türkiye’de 2017’de kişi başına düşen su miktarı yıllık 1383 m3 iken bu rakamın 2070’te yılda1040 m3’e düşeceği tahmin ediliyor. Bu verilere göre Türkiye su stresi yaşayan ülkeler arasında.

2002’DEN BU YANA SULARI KORUYACAK YASA NEDEN ÇIKARILMADI

Cumhuriyet’in ilk yıllarında çıkarılan 1926 tarihli Sular Hakkında Kanun’un günün ihtiyaçlarına cevap vermemekle eleştiriliyor ve yeni su kanunu taslağının gerekçelerinden biri olarak gösteriliyor. Ülke nüfusunun 13 milyon civarında olduğu 1926 yılında çıkarılan bir yasanın 83 milyonluk bugünün Türkiye’sindeki suya ilişkin sorunları çözmesi elbette beklenemez. Ancak hemen her konuda erken Cumhuriyet döneminin eleştiri konusu yapılması iktidarın vazgeçilmezi. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Beştepe’deki Su Şûrası’nda yaptığı konuşmada 1926 tarihli su kanununa atıfta bulunmuştu. Ancak iktidarın bu eleştirel dili, 2002’den bu yana AKP hükümetlerinin yönettiği Türkiye’de neden suları koruyan ve yağmalanmasını, kirletilmesini önleyen bütüncül bir su kanunu çıkarılamadığı konusunu unutturmaya yetmiyor.

ERDOĞAN: ‘HEM RUHEN HEM FİZİKEN ÇEVREYİ KİRLETENLERE İNAT’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Su Şûrası’nda dile getirdiği “Son 19 yılda çevrecilik adına ruhen ve fiziken çevreyi kirletenlere inat ülkemize 600’ü baraj olmak üzere 8 bin 697 yeni tesis kazandırdık” ifadeleri, AKP iktidarının genel olarak çevre ve su politikalarına yönelik tepki ve eleştirilere karşı nasıl bir tavır alındığını da özetliyor.

SU, 2010 YILINDA ‘TEMEL İNSAN HAKKI’ OLARAK KABUL EDİLDİ

Yaşamın vazgeçilmezi olan su, iklim göçleri, bölgesel çatışmalar ve hızlı nüfus artışının yanında küresel iklim krizinin etkilerinin yoğun şekilde hissedildiği günümüz dünyasında çok daha önemli hale geliyor. BM Genel Kurulu, 2010 yılında suyun temel insan hakkı olduğunu kabul etti. Herkes için güvenli, temiz, erişilebilir ve uygun fiyatlı içme suyu sağlanması için devletlerin gerekli adımları atması gerekiyor.

KANUN TASLAĞINDA TAHSİS VE FİYATLANDIRMA VAR, ‘SU HAKKI’ YOK

Ancak Tarım ve Orman Bakanlığı’nın su konusunda hazırladığı ve neredeyse son şekli verilen kanun taslağında ‘tahsis’ var, ‘fiyatlandırma’ var, ‘kullanım’ var ama “su hakkı” kavramı yok. Öte yandan yalnızca insan odaklı da ele alınamayacak kadar yaşamın temeli olan ve tüm canlılar için vazgeçilmez olan suyun salt “ekonomik kaynak” olarak sınıflandırılması da doğru bir yaklaşım değil.

AKP’NİN SU POLİTİKALARI ERDOĞAN’IN ESKİ EKİBİNE EMANET

AKP’nin su konusundaki politikalarını biçimlendiren isimlerin başında Hasan Zuhuri Sarıkaya, Veysel Eroğlu, Ahmet Mete Saatçi gibi isimler öne çıkıyor. Nevzat Kor’un öğrencisi olan Veysel Eroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 1994’te İstanbul’da belediye başkanı seçilmesinin ardından İSKİ’nin başına getirilmişti. Sarıkaya ve Eroğlu’nun İSKİ’de başlayan birlikteliği Eroğlu’nun Bakanlığını yaptığı Çevre ve Orman Bakanlığı’nda sürdü.

İKİ AKADEMİSYEN DE SUUDİ ÜNİVERSİTESİNDE GÖREV YAPTI

Hasan Zuhuri Sarıkaya, 2002-2010 arasında Çevre ve Orman Bakanlığı Müsteşarlığını yürüttü. İSKİ’de görev almadan önce 1981-1990 arasında Suudi Arabistan’da Kral Abdüllaziz Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak görev yapan Sarıkaya, Mersin’den Kıbrıs’a deniz altından su götürme projesinin fikir babasıydı. Tıpkı Sarıkaya gibi çevre mühendisliği kökenli olan Ahmet Mete Saatçi 1980-1990 arasında Suudi Arabistan’da Kral Abdüllaziz Üniversitesi’nde görev yaptı. Saatçi ve Sarıkaya 2009’da İstanbul’da düzenlenen 5. Dünya Su Forumu’nda da bir aradaydı. Saatçi, forumun genel sekreter vekili olarak görev alırken Sarıkaya ise Bakanlık Müsteşarı olarak Dünya Su Forumunun açılışında konuşmuştu.

SAATÇİ, TÜRKİYE SU ENSTİTÜSÜ’NÜN BAŞINA GETİRİLDİ

İstanbul’daki 5. Dünya Su Forumu’nun ardından 2011’de Türkiye Su Enstitüsü (SUEN) kuruldu ve 2012’de kurumun başına Ahmet Mete Saatçi getirildi. Saatçi, Erdoğan’ın Beştepe’deki konuşmasında “ruhen ve fiziken çevreyi kirletenler” olarak andığı çevrecilerin uzun süre karşı çıktığı, geçtiğimiz yıl Veysel Eroğlu’nun adı verilen Ilısu Barajı’nın da bilim komitesinde görev aldı. Ayrıca 1996’da kurulan ve merkezi Marsilya’da bulunan Dünya Su Konseyi (World Water Council) Guvernörler Kurulu Üyesi de olan Saatçi’nin başkanlığını yaptığı SUEN’de Ocak 2020’de yaşamını yitiren Hasan Zuhuri Sarıkaya’nın oğlu Mustafa S. Sarıkaya’da Mali İşler Koordinatörü ve Eğitim ve Yayın Koordinatörlüğü gibi iki ayrı görevi yürütüyor.

SU, DIŞ POLİTİKADA ÖNEMLİ BİR ARAÇ

Bir bakıma AKP’nin su konusundaki izlediği temel politikalar, Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığı’nı yürüttüğü 1994’ten bu yana aşağı yukarı benzer isimler eliyle şekillendiriliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın su konusunda uzun yıllar bakanlık görevine uygun gördüğü Veysel Eroğlu’nu Cumhurbaşkanlığı kabinesini oluştururken bir başka göreve getirerek Irak’a özel temsilci olarak ataması, suyun dış politikada önemli bir araç olduğuna işaret ediyor. Erdoğan’ın 29 Mart’ta Beştepe’deki konuşmasında, Türkiye’nin su stresi çeken bir ülke olmasına rağmen elimizdeki sınırlı su kaynaklarını Irak ve Suriye gibi iki komşu ülke ile paylaşmak mecburiyetinde olduğumuzun altını çizmesi de bunun göstergesi.

ÖNCE SUYUN RENGİ DEĞİŞTİ ŞİMDİ DE YÖNETİMİ DEĞİŞECEK

2021’de “Barış ve Kalkınma İçin Su Güvenliği” başlığı ile Senegal’in başkenti Dakar’da yapılması planlanan 9. Dünya Su Forumu, pandemiden dolayı Mart 2022’ye ertelendi. Türkiye’deki su kanunu konusundaki çalışmaların Dünya Su Konseyinden bağımsız yürütüldüğünü söylemek mümkün değil. Daha çok doğal bir varlık olan ve tüm canlıların ortak yaşam kaynağı olan suyun yasal altlıklarla yerel halkın elinden alınarak ticari bir mala dönüştürülmesi süreci çoğu ülkede sancılı geçti. Önümüzdeki günlerde Meclis’te görüşülmesi beklenen Su Kanunu Taslağı’nın yasalaşması durumunda Türkiye’de su konusunda köklü yasal değişiklikler olacak. Son yıllarda yıkım projeleri ve rant politikaları yüzünden suyun renginin giderek değiştiği Türkiye’nin suyun temel insan hakkı ve yaşamın vazgeçilmezi olduğu gerçeğini esas alacak çerçevede bir su kanununa ihtiyacı var. Hititleri vuran kuraklığın Anadolu coğrafyasının bir gerçeği olduğu unutulmamalı…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner20

banner21