Kıyıları sular, dağları susuzluk vuracak!

İklim krizine millet bahçeleri, bisiklet yolları ve metro inşaatları yaparak hazırlanan Türkiye’de kıyıları suların yükselmesi, iç ve dağlık kesimleri ise kuraklığın etkilemesi bekleniyor. Karbon emisyonlarındaki artışın devam etmesi durumunda İstanbul ve İzmir’de yaklaşık 250 bin kişinin taşkın riskiyle karşı karşıya kalacağı belirtiliyor… Yusuf Yavuz

Kıyıları sular, dağları susuzluk vuracak!

Dünyanın iklim bilimi konusunda en yetkin kurumu olan İsviçre merkezli Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (Intergovernmental Panel on Climate Change, IPCC), bugün iklim değişikliğinin okyanuslar ve kriyosfere (yeryüzündeki buzullar) etkilerini inceleyen özel raporunu yayımladı. Rapor, iklim değişikliğinin, gezegenin buz tabakaları, buzullar, permafrost, buz sahanlığı ve kar örtüsü gibi donmuş alanlara etkisinin yanı sıra emisyonların hızla azaltılmadığı durumda bu bölgelerde neler olabileceğini inceliyor ve son derece çarpıcı verileri içeriyor. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 195 ülke tarafından onaylanan IPCC, bu raporunda sera gazı emisyonlarındaki artış sebebiyle gezegenin okyanusları, buzulları ve kar örtüsünde hızla artan değişimleri tespit etti. Rapor, emisyonların hızla azaltılmadığı durumda, bu yüzyılın sonunda deniz seviyesinde yükselme, dağ buzullarında çöküş, denizel yaşamda önemli kayıplar ve şiddetli siklonlarda artış gibi sonuçlar öngörüyor. Raporun Türkiye’ye yönelik etkilerini değerlendiren uzmanlar, kıyı kesimlerinin yükselen su seviyeleri nedeniyle risk altında kalacağını, iç ve dağlık kesimlerin ise azalma eğiliminde olan kar örtüsü nedeniyle iklim değişikliğinin etkileriyle baş başa kalacağını kaydediyor.

Merkezi İsviçre’nin Cenevre kentinde bulunan Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) Değişen İklimde Okyanuslar ve Kriyosfer isimli özel raporunu yayınladı. Bilim insanlarının hükümetlerin yönetici özeti üzerine yaptığı yorumlarını yanıtladığı Monaco’daki dört günlük özel oturumun ardından açıklanan rapor, hükümetlerin iklim değişikliğinin okyanuslara ve kriyosfere (gezegenin tüm donmuş alanları; buz tabakaları, dağ buzulları, permafrost, buz sahanlığı ve kar örtüsü gibi) etkileri üzerine bir rapor talep etmeleri üzerine hazırlandı. Rapor 36 farklı ülkeden 104 yazar ve yayımcının katkısıyla yaklaşık 7000 bilimsel çalışmayı değerlendirerek hazırlandı.

OKYANUSLAR GEÇEN YÜZYILDAN 10 KAT DAHA HIZLI YÜKSELECEK

IPCC’nin 6. Değerlendirme Raporu döngüsünde hazırlanan üç özel raporun sonuncusu niteliğinde olan bu raporun ardından hazırlanacak olan Yeni Değerlendirme Raporlarının 2021’de yayımlanacağı belirtildi. Dünyanın okyanus, buz ve kar örtüsünün iklim değişikliğine bağlı olarak değiştiği kaydedilen rapora göre, deniz seviyesi hızla yükseliyor ve emisyonlar azaltılmazsa okyanuslar 2100 yılı itibarıyla geçen yüzyıla göre 10 kat daha hızlı yükselecek. Emisyonların artmaya devam etmesi durumunda ise buzullar kütlelerinin üçte birinden fazlasını kaybedecek. Bu durum insanların tatlı suya erişimini de olumsuz etkileyecek. 2100 itibarıyla bazı dağlar üzerindeki buzulların yüzde 80’i kaybolabilir, birçok buzul ise tamamen yok olabilir.

YILDA 400 MİLYAR TONDAN FAZLA SU OKYANUSA KARIŞIYOR

Dünyanın okyanus, buz ve kar örtüsü iklim değişikliğine bağlı olarak değişiyor. Grönland ve Antartika buz tabakası yılda 400 milyar tondan fazla suyu okyanusa bırakmak suretiyle eriyor. Arktik’in karla kaplı bölgesi yaz aylarında her on yılda yüzde 13 oranında küçülüyor. Ayrıca deniz suyu bir yandan oksijen kaybına uğrayıp daha asidik hale gelirken denizde yaşanan sıcaklık dalgaları iki kat daha sıklaştı, sıcaklaştı ve iki kat daha uzun sürüyor. Okyanus sıcaklığının artış hızı 20.yüzyılın sonlarından beri ikiye katlandı.

KİRLİLİK DEVAM EDERSE BUZULLARIN YÜZDE 80’İ KAYBOLACAK

Denizlerdeki sıcaklık dalgalarının çok büyük bir kısmı (yüzde 84-90), doğrudan insan kaynaklı iklim değişikliğine bağlanıyor. Deniz seviyesi hızla yükseliyor ve emisyonlar azaltılmazsa okyanuslar 2100 yılı itibarıyla geçen yüzyıla göre 10 kat hızlı yükselecek. Deniz seviyeleri insan kaynaklı sera gazı emisyonlarının sonucu olarak şu ana kadar 16 cm yükseldi ve yükselmeye devam ediyor. Emisyonlar azaltılmazsa, deniz seviyelerindeki artış 2100 sonrasında da devam edecek. Rapor, emisyonların artması halinde 2300’de 5,4 metreye kadar bir yükselme olabileceği konusunda uyarıyor. Emisyonlar azaltılmazsa 2100 itibariyle bazı dağlık bölgeler üzerindeki buzulların yüzde 80’i kaybolabilir, birçok buzul ise tamamen yok olabilir. Sonuç olarak, yüzyıl bitmeden dağ buzullarının sağladığı tatlı su seviyesi önce tavan yapacak sonra düşmeye başlayacak.

TÜM DÜNYADA OKYANUS CANLILARI YÜZDE 15 AZALACAK

Deniz yaşamı halihazırda okyanusların ısınmasından olumsuz etkileniyor. Emisyonlar azaltılırsa oluşan hasarı sınırlamak mümkün. Deniz canlıları yaşam alanlarını yılda 5 km gibi bir hızda değiştirirken, okyanusların ısınması ve aşırı avlanma da balık popülasyonlarını düşürdü. Okyanustaki değişimler yüzyıl sonuna kadar devam edecek: Emisyonlar azaltılmazsa pH seviyesi halihazırda düşen 0,1 oranına ek olarak 2100 itibarıyla 0,3 daha düşebilir. Farklı bir araştırmaya göre bu okyanuslardaki asit oranının yüzde 150 artması anlamına geliyor. 2050’ye gelene kadar okyanusların üst tabakasının yüzde 80’inde oksijen kaybı meydana gelecek. Emisyonların azaltılmaması yüzyıl sonuna kadar tüm dünyada okyanuslarda yaşayan hayvanların yüzde 15 azalmasına ve balık avlama potansiyelinin yüzde 24 düşmesine yol açabilir.

BİR YANDA ŞİDDETLİ YAĞIŞ, BİR YANDAN AŞIRI KURAKLIK

Okyanustaki değişim, aşırı hava olaylarını tetikliyor ve emisyonlar azaltılmazsa durum daha da kötüleşecek. İnsan kaynaklı emisyonların bir sonucu olarak kasırgalar şimdiden daha şiddetli yağış, daha güçlü rüzgâr ve daha yüksek deniz seviyelerine sebep oluyor. Emisyonların artmasıyla birlikte bu etkilerin daha da kötüleşmesi ve fırtına dalgalarıyla özellikle deniz seviyelerindeki yükselmenin daha da artması bekleniyor. Küresel ölçekte şiddetli yağış ve kuraklığa neden olan Pasifik Okyanusu’ndaki sıra dışı yüzey sıcaklıklarını betimleyen El Niño ve La Niña’nın etkilerinin çok daha ciddileşeceği düşünülüyor. Kar ve buz örtüsünün kaybı Dünya’nın sıcağı yansıtma özelliğini de azaltarak ısınmayı artırıyor. Arktik deniz buzu her on yılda yüzde 13 küçülüyor ve küresel ısınma 2°C’yi bulursa bazı yaz mevsimlerinde tamamen yok olması bekleniyor. Emisyonların hızlıca azaltılması riskleri büyük ölçüde azaltabilecekken, iklim değişikliği konusunda harekete geçmemenin bedeli bu yüzyıl sonuna kadar çok hızlı ve ağır olabilir.

TÜRKİYE’DE KIYILARI SULAR, İÇ KESİMLERİ KURAKLIK VURABİLİR

IPCC’nin Değişen İklimde Okyanuslar ve Kriyosfer raporunu Türkiye açısından değerlendiren uzmanlar da önemli uyarılarda bulundu. İTÜ Avrasya Yer Bilimleri Enstitüsü’nde doktorasını tamamlayan ve şu an Oslo Üniversitesi’nde araştırmacı olarak çalışan Dr. Yeliz A. Yılmaz IPCC raporunun Türkiye için olası etkilerini şu sözlerle değerlendirdi: “Türkiye'nin kıyı kesimleri yükselen su seviyeleri nedeniyle risk altındayken, iç ve dağlık kesimleri ise azalma eğiliminde olan kar örtüsü nedeniyle iklim değişikliğinin etkileri ile yüzleşebilir. Dağlarda tutulan kar ve buz örtüsü bahar döneminde eriyerek nehirleri besler ve ekosistemler için hayati önem taşır. Öngörülen sıcaklık artışı ve yağış rejimindeki düzensizlikler sebebiyle, yarı kurak bölgelerdeki tarımsal sulama uygulamaları için su temininde problemler yaşanabilir. Keza hidroelektrik üretiminin de bu değişkenlikten etkilenmesi kaçınılmazdır. Su kaynaklarının azalması özellikle Türkiye'nin doğu ve güneydoğu bölgelerindeki sınır aşan suların diğer ülkelerle paylaşılması ile alakalı geçmiştekilere benzer potansiyel anlaşmazlıkların çözümünü daha da zorlaştırabilir. Bu kötüye giden tabloyu değiştirmenin yolu ise fosil yakıt kullanımını durdurmak, emisyonları hızla azaltmak, az tüketmek ve sürdürülebilir kalkınma modellerini uygulamaktan geçiyor.”

SANAYİLEŞME VE YAPILAŞMA BASKISI SORUNLARA DAVETİYE ÇIKARIYOR

İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden Dr. Noyan Yılmaz ise deniz ve kıyı bölgelerin yüksek karbon tutma potansiyeline değinerek IPCC raporunu Türkiye özelinde değerlendirerek şunları dile getirdi: “Denizler, tuz bataklıkları, deniz çayırları, su basar ormanlar, dalyanlar ve benzeri mavi karbon ekosistemleri olarak adlandırılan kıyısal alanlar, atmosferdeki karbonu tutma ve saklama konusunda ormanlardan 40 kat daha hızlılar. İklim değişikliğine sanayileşme ve yapılaşma baskısı da eklenince bu alanların özelliklerini yitirmesi başka birçok soruna davetiye çıkarıyor.

‘BAŞTA MARMARA OLMAK ÜZERE DENİZLERİMİZDEKİ OKSİJEN AZALIYOR’

İklim değişikliğiyle denizlerin daha sıcak ve asidik hale gelmesi; derin deşarj, aşırı gübre kullanımı, kıyı erozyonu gibi etkilerle birleşince Marmara Denizi başta olmak üzere denizlerimizde oksijen hızla azalıyor. Isınma ayrıca istilacı türlerin yayılımını hızlandırıyor. Akdeniz ve Güney Ege kıyılarımızda istilacı türler ekonomik olarak önemli yerel türlerimizin yerini çoktan aldı. Ekosistemdeki bozulma aşırı balıkçılık ile birleştiğinde balıklardan boşalan alanı denizanası türlerinin doldurduğunu görüyoruz ve bu geri dönüşü oldukça zor olan bir değişim. Günümüzde artık bu kadar bilimsel kanıt sunulmuşken iklim değişikliğini sınırlamak için fosil yakıtların kullanımını azaltmayı değil, bir adım ötesine geçerek iklimdeki bozulmayı yavaşlatmak için ne gibi önlemler almamız gerektiğini konuşuyor olmamız lazım.”

İSTANBUL VE İZMİR’DE 250 BİN KİŞİ TARŞKIN RİSKİ ALTINDA

Tüm dünyayı etkisi altına alacak olan iklim değişikliğinin Türkiye üzerindeki olası etkileri arasında buzulların erimesinden kaynaklanan deniz seviyesindeki yükselmenin kıyı şeridindeki başlıca kentleri tehdit etmesi ilk sıralarda yer alıyor. Kıyı şeridi uzunluğu 8 bin kilometreden fazla olan Türkiye’deki kıyı yerleşimlerinin yüksek dalgaların ve taşkınların tehdidiyle karşı karşıya kalması bekleniyor. Yapılan bir araştırmaya göre İstanbul ve İzmir'de deniz seviyesinin 50 cm yükselmesi durumunda yaklaşık 250 bin kişinin taşkınlara maruz kalacağı öngörülüyor. İnsan kaynaklı karbon emisyonlarının artması durumunda İstanbul’un bu yüzyılın sonunda deniz seviyesindeki artış sebebiyle yılda 9,8 milyar dolarlık maliyetle, Avrupa’daki en yüksek finansal zarara uğrayacak kent olacağı tahmin ediliyor. İzmir’in ise 5,7 milyar dolar ile Avrupa'da en yüksek zarara uğrayacak üçüncü kent olması bekleniyor.

KARADENİZ’DE KUMSAL KAYBI AKDENİZ’DE TUZLANMA ARTACAK

Karadeniz’de deniz seviyesinin bir metre yükselmesi durumunda kumsalların yarısından fazlasının fazlasının sular altında kalabileceği ya da iç kesimlere doğru kayabileceği belirtiliyor.
Sunduğu ekosistem hizmetlerinden her yıl yaklaşık 450 milyar Dolar kazanç elde edildiği tahmin edilen Akdeniz’de de şiddetli ve hızlı değişimler yaşanıyor. Okyanuslara kıyasla küçük boyutu ve kapalı coğrafyası nedeniyle Akdeniz’de iklim değişikliğinin etkilerinin daha hızlı ve şiddetli olacağı öngörülüyor. Akdeniz, artan su sıcaklığı ve buharlaşma nedeniyle giderek daha tuzlu hale geliyor. Bunun sonucunda ise Akdeniz’deki yaşam alanlarında ve biyolojik çeşitlilikte kayıpların yanında balık stoklarında büyük ölçekli değişikliklerin yaşanması bekleniyor. Kuzey Ege Denizi’ndeki balık stoklarında ise yüzde 18’lik düşüş öngörülüyor.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER