Karayolları ve Bakanlık bir haftadır neden sessiz

Antalya Ulupınar’da yol için kurban edilmek istenen anıtsal nitelikteki çınar ağaçlarının altında bir haftadır vatandaşlar nöbet tutuyor. Karayolları Genel Müdürlüğü ve bağlı olduğu Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ise bir haftadır sessizliğini koruyor.

Karayolları ve Bakanlık bir haftadır neden sessiz
banner5

Antalya’nın Kemer ilçesine bağlı Ulupınar Mahallesindeki anıtsal nitelikteki çınar ağaçları karayolunu genişletmek için kesilmek istenince geçtiğimiz hafta yörede yaşayan halk bu girişime karşı çıktı ve ağaçların kesilmesini engelledi.

ULUPINAR’DA ÇINAR AĞAÇLARI İÇİN GECE GÜNDÜZ NÖBET TUTULUYOR

Bir haftadır da Çıralı, Olimpos, Beycik gibi yerleşimlerde yaşayan insanlar Ulupınar’ın ulu çınarlarının altında gece gündüz nöbet tutuyorlar. Antalya’dan ve ülkenin başka kentlerinden bu anlamlı yaşam nöbetine destek veren insanlar, Ulupınar’daki su kaynağını ve çınar ağaçlarını koruma refleksiyle çözüm üretmeye çabalıyor.

MİLLİ PARKTAN GEÇEN YOL UĞRUNA BİNLERCE AĞAÇ KURBAN EDİLDİ

Aslında D400 Karayolunun, Kemer-Kumluca arasındaki bölünmüş yol etabı için son birkaç yıldır inşaat çalışmaları sürdürülüyor ve Beydağları Sahil Milli Parkı’nın içinden geçen bu güzergâhta bugüne kadar binlerce ağaç yok edildi. Kızılçam, servi ve maki türlerine ait binlerce ağacın içinde elbette çınar ağaçları da var. Çünkü karayolunun bu güzergâhı aynı zamanda Tahtalı dağının eteğinden geçiyor ve dağa düşen karlarla beslenen su kaynaklarının açığa çıktığı hat boyunca çınar ağacı toplulukları yer alıyor.

COĞRAFYAYA SALT MÜHENDİS GÖZÜYLE BAKMAK SORUN YARATIYOR

Ulupınar’daki yoğun çınar topluluğu da bunlar arasında ve belki de bölgedeki en yoğunu. İçlerinde yüzlerce yıllık ağaçlar var. Karayolunun bu bölgesinde yolu genişletmek için kesilen ağaçların olduğu yamaçlarda sık sık heyelan olması dikkat çekiyor. Kimi yerlerde de toprak kaymaları var. Torosların birçok yerinde olduğu gibi karstik yapıdaki kayaçlarla o kayaçların üzerine yapıştırılmış gibi duran toprak arasında hassas bir ilişki var. Suyun bu ilişkide belirleyici olması, çok dikkatli adım atılmasını gerekli kılıyor ancak coğrafyaya salt “inşaat mühendisi” gözüyle bakmak, bir sorunu çözerken başka birçok yeni sorunun ortaya çıkmasına neden oluyor.

SU KAYNAĞINDAN GEÇİRİLEN YOL İKİ YILDIR HEYELANLA BAŞ BAŞA

Ulupınar’ın birkaç kilometre yakınında iki yıl önce karayolunda yaşanan büyük heyelan, Kumluca-Kemer yolunun bir yıldan fazla süreyle trafiğe kapanmasına neden olmuştu. Yazır köyünün içindeki tali yoldan verilen trafik, bu bölgedeki ulaşımı ciddi oranda etkiledi. Bu arada heyelan olan bölgede yapılan onarımlar hiçbir işe yaramadı ve geçtiğimiz kış aynı yerde yeniden büyük çatlaklar oluştu. Yerel halk bu bölgede su kaynakları olduğunu bildiği için buralara ev bile yapmamış ve ağaçlandırmışlar. Doğal olarak bulunan maki örtüsü de zaten iyi bir toprak tutucu olarak bu yamaçları yıllardır koruyordu.

KEMER-KUMLUCA ARASINDA BİTMEYEN YOL ÇİLESİ

Karayolları bu bölgede bölünmüş yol projesine başladığı günden bu yana Kemer-Kumluca arasındaki yoldaki şantiyeler bir türlü kapanmadı. Yol yaklaşık 15 yıldır sürekli bir inşaat faaliyetine sahne oluyor ve kentin önemli turizm rotalarından biri olan bu bölgede bitmeyen yol çalışmaları vatandaşı canından bezdiriyor.

ULAŞTIRMA BAKANLIĞI VE KGM BİR HAFTADIR SESSİZLİĞİNİ KORUYOR

Ancak Ulaştırma Bakanlığı’na bağlı Karayolları Genel Müdürlüğü Türkiye’de burnundan kıl aldırmayan kurumlardan biri. Kurumun Antalya’daki temsilcisi olan Karayolları 13. Bölge Müdürlüğü, Ulupınar’daki çınar ağaçlarının bölünmüş yol için yok edilmemesine karşı gösterilen refleks karşısında tam bir haftadır sessizliğini koruyor. Tam bir haftadır hem vatandaşlar hem de bölgenin siyasileri Karayollarından bu konuda bir ses duyamıyor. Oysa ülkenin en önemli yatırımcı bakanlıklarından biri olan Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı’na bağlı olan Karayolları Genel Müdürlüğü’nün bir haftadır ülke gündeminde olan Ulupınar konusunda bir açıklama yaparak hem kamuoyundaki endişeleri gidermesi hem de anıtsal çınar ağaçlarının akıbeti konusunda net bir tavır göstermesi gerekiyordu. Çünkü en başta kurumsal iletişim ve halkla ilişkiler açısından bile bir haftadır süren sessizlik soru işaretlerini daha da çoğalttığı gibi kurumun güvenirliğine ve imajına da büyük zarar veriyor.

‘İYİ Kİ BU ÜLKEDE BÖYLESİNE GÜÇLÜ BİR AĞAÇ SEVGİSİ VAR’

Ulupınar’da çınar ağaçlarının dibinde nöbet tutan insanların naif yaklaşımları ve büyük bir özveriyle ağaçları kurtarmaya çalışmaları, başka bir ülkede olsa el üstünde tutulacak, “iyi ki böyle vatandaşlarımız var, iyi ki bu ülkede böylesine güçlü bir doğa ve ağaç sevgisi var” denilerek baş tacı edilecek bir sosyal dayanışma örneği.

TAHTALI DAĞININ ETEĞİNDE, 17. YÜZYILDAN BERİ ZAMANIN TANIĞI

Ulupınar’ın koca çınarlarının bazılarının yüzlerce yılı devirdiği belirtiliyor. Aralarında yaşı 400’e dayanmış olan çınar ağaçları var. Bir başka deyişle 17. Yüzyıldan bu yana Tahtalı Dağı’nın Akdeniz’e bakan yamaçlarında zamana tanıklık eden çınar ağaçları bunlar. Tıpkı büyük büyük ataları gibi buraları bekliyorlar. Rum değirmencilere, İğdir ormanlarında ağaç erliği yapan Tahtacı Türkmenlere, kimi Konya’nın bozkırlarından, kimi de Çukurova’nın dağlarındaki isyanların ardından sürgün edilen Yörük çobanların göçlerine tanıklık eden ulu çınarların bugüne kadar neler gördüğünü kesin olarak bilmemiz kolay değil.

ARTIK ULUPINAR’IN ÇINARLARININ YAŞANMIŞ BİR ÖYKÜSÜ VAR

Ancak bildiğimiz bir şey var ki, Ulupınar’ın koca çınarlarının bir haftadır tanık olduğu güzel bir yaşam öyküsü var. Gövdelerini gövdesine siper eden insanların, çıkarsız ve özverili çabaları belki de koca bir ülkenin, bazen tek bir yaprak için bile kendini yıkımın karşısında siper edebilmesi gerektiğini anımsatıyor bu ülkeye. Daha şimdiden bir türkü bile yakılmış bu ulu çınarlara…

ÇINAR AĞAÇLARI KORUNMALI, ULUPINAR’A YOL ANITI YAPILMALI

Sadece bu nedenle bile, başka hiçbir hikâyesi olmasa da, yaşına başına bakmadan Ulupınar’daki çınar ağaçlarının yol için yok edilmesinin önüne geçilerek anıt ağaç olarak tescillenmesi geleceğe bırakılabilecek en güzel öykülerden biri olur. Tıpkı Torosların bir başka vadisinde, Isparta-Sütçüler’deki Yazılı Kanyon’da antik çağın filozofu Hierapolisli (Denizli-Pamukkale) Epiktetos’a adanmış bir şiirle süslenen yaklaşık 2 bin yıllık yol anıtı gibi Ulupınar’dan geleceğe bir yol anıtı bırakmak, bugünün dijital çöplüğünden geriye kalacak en güzel armağanlardan biri olur.

ULU ÇINARLAR COĞRAFYANIN HAFIZASIDIR

Çünkü bu ülkenin insanları bir süredir yıkımla yaşam arasında bir tercihe zorlanıyor ve her defasında refahı, büyümeyi ve ekonomiyi savunan uygulamalar yaşamın bütününü görmezden geliyor. Oysa ekolojisi alt üst edilmiş bir ekonomi, dünyanın en ‘yoksun’ ekonomisidir. Yoksulluğu üreterek aşmak mümkündür ancak tükenmiş, yoksun bırakılmış bir coğrafya her zaman teslim olmaya mahkûmdur. İdarenin halkın sesine kulak verip bir an önce bu sessizliğini bozması ve kamuoyunun endişeli bekleyişini sonlandırması çağrımızı bir kez de buradan yineliyoruz: Ulu çınarlar coğrafyanın hafızasıdır, o hafızaya güzel anılarla kaydolun…

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner20