CAHİLLEŞTİRME PROGRAMI-ORTA KÜLTÜR TUZAĞI

  1. Hepimiz Cahiliz

Cehalet de Arapça kökenli kavramlarımızdan. Bilginin sınırları olmadığına göre kuşkusuz bilgisizlik göreceli bir durumdur. Günümüzde bilimin hızlı ilerlemesi karşısında bireysel bilgilenme çabası yetersiz kalıyor. Popüler kültür ve gerçek ötesi inançlar döneminde olduğumuz için cehalet evrensel bir sorun olarak gelişiyor.

Bir cahilleştirme programı uygulanan ülkelerde ise sorun daha derin köklere sahip olabiliyor. Bir ülkede dil bilgisi olmayan “okumuş-yazmış” sınıf oluşumu varsa, doğru bir tümce yazamayan insanlara yüksek öğrenim diploması veriliyorsa, bilgi üreten bağımsız kurumlar yoksa, medya toplumun dikkatini dağıtıyor, hafızasını ve değerlerini kaybettiriyor ve bilgisizleştiriyorsa bir cahilleştirme programından söz edilebilir, çünkü bütün bunların bir arada bulunması “yaşamın doğal akışı”na uygun değildir, tesadüf veya dönemsel etkenlerle açıklanamaz.

  1. “Taklit Bilgi”-Taklit Mal Ekonomisi

1990’lı yıllarda, “taklit bilgi” ve fırsatçılık politikalarıyla Türkiye ekonomisinde finansallaşma başlamıştı.  Banka karlarının yüksek olduğu, “dahi” bankacılarımızın ortaya çıktığı, finans konularının moda olduğu dönemdi. Finansal türev ürünler üzerine tez yazmak istediğimde, yabancı danışmanım, -sizdeki yüksek enflasyon devam ettikçe finansal araçların gelişmesi sınırlı kalacaktır, diye uyarmıştı. Nitekim, bu kadar zaman sonra Türkiye halen gerçek bir gelişmiş borsaya veya sermaye piyasasına sahip olamadı. Halen kök sorunları analiz etmekten çok, taklit-moda konularla zaman kaybediyoruz.

Osmanlı döneminde mülkiye-kalemiye-seyfiye- ilmiye  ve lonca sınıfları kapalı ve verimsiz bir ekonomi yaratmışlardı. Avcı-toplayıcı kültürümüz ve rant ekonomimiz, bu sistemin devamını geride durma programlarıyla sağladı.

Üretken olmayan bir sistem, ancak başka bir üretken sisteme eklemlenerek yaşayabilir. 1980’li yıllar Avrupa için fason tekstil üretimi yaptığımız dönemdi. 1995-2010 dönemi Avrupa’nın, çevre kirleten, ucuz emek ve enerji yoğun, düşük katma değerli üretimin bir bölümünü Türkiye’ye kaydırdığı dönemdir. Son yıllarda Çek Cumhuriyeti, Macaristan, Romanya bu işlevi yerine getirdiği için sıkıntı yaşıyoruz. Bundan sonra belki küresel ısınma sorunu nedeniyle dizel motorlu taşıtlar gibi bir bölüm üretim dalı daha gelebilir, ancak etkisi uzun süreli olamaz.

ABD ve Avrupa’da bilginin ve bilimin ezber veya taklitle değil, sorunları çözerek geliştiğini tam anlayamadık. Bilgi-ahlak-hukuk reformuyla bütün bir sistemi yeniden düşünmeli.

  1. Taşra- “Orta Kültür Tuzağı”

Taşra kavramı ABD ve Avrupa’da çok anlamlı değil, bizim dışımızda büyük merkezi devlet geleneği olan ülkelere bakmak gerekir. Batı’da olmadığı için bizde de fazla yazan olmamış, edebiyat ve sinema alanı iktisat ve toplumbilimden daha çok ilgilenmiş. Sn. Tanıl Bora’nın 2005’ teki derlemesi az sayıda çalışmadan birisi. Sn. Rüştü Bozkurt’un konuya en çok değinen kişilerden birisi olması şaşırtıcı değil. Bozkurt, 2012 yılında Sayın Ortaylı’dan alıntı yapmış: Köylü üretir, köylü tabiatı bilir; toprağı tanır, şehirli ise modern sanayi ve ticari hayatın sorumlusudur, ama kasabalı böyle şeyler bilmez ve yapmaz; siyaseti de dedikodudan ibarettir. Çünkü yapacak fazla işi de yoktur. Kasabaları değiştirmek için büyük merkezlerde yatılı okullar açılması lazımdı ve kasaba seçkinleri ancak böyle yetiştirilebilir ve ulusal hayata bütünleştirilebilirdi… Çok partili dönemin en büyük hastalığı, öğrencileri yerinde okutmaktır. Ben buna şiddetle karşıyım, çünkü bir münevver böyle yetişmez… Kasabalı olduk. Kasabalı insanın dünyayı tanıması, dünya görüşü kazanması mümkün değildir. Cihanşümul bakış kazanamayan kişi ise milliyetçi olamaz…” Sonra Bozkurt devam ediyor: “Kent kültürünü ise topluluk aşamasına geçme olarak değerlendiriyor; hiç bilmediğimiz, görmediğimiz ve görme imkanımızın bulunmadığı insanlar için "en iyiyi üretebilme" düzeyi olarak betimliyoruz… Kasaba kültürünün özgüven eksikliğinden beslendiğinin altını sürekli çiziyoruz.  Kasaba kültürünün "uzlaşmayı" değil "çatışmayı" öncelediğini söylüyoruz. Kasaba kültürünün, "ayrışmayı", "paylaşmanın" önüne koyduğunu; bu nedenle ülkemizde işletmelerin çok küçük ölçekte kaldığını, rekabet edebilir ölçekleri işbirliği ve ortaklıklarla kurmanın güçleştirdiğini anlatıyoruz. Kasaba kültürünün, "Bende yok, sende de olmasın!" algısını beslediğini; "iyiyi örnek alma" yerine, herkesin "üretimsizlik" ve "yoksullukta eşitlenmesi" gibi sakat düşünce etrafında örgütlendiğini 15 yıldır durmadan söylüyor ve yazıyoruz”.

Orta kültür tuzağı kavramını da Bozkurt, 2014 yılında Ege Cansen’den alıntılamış. Bilgi üretim sistemimiz olmadığı için özgün bilgi-kavram üreten insanımız azdır.

Rant ve taşra ekonomisi sorunlarını anlamak için “orta demokrasi” ve “orta kültür tuzağı” kavramlarından başlamalı.    

YORUM EKLE
YORUMLAR
Mustafa kazım aydın
Mustafa kazım aydın - 2 ay Önce

Kasaba tutuculuğunu Cavit Orhan Tütengil hocamdan öğrenmiştim.
"Azgelişmenin Sosyolojisi" veya "Kırsal Türkiyenin Yapısı ve Sorunları" kitaplarında var mıydı, sadece ders notu olarak mı hafızamda bilmiyorum. Aydınlanma düşmanlarının katkettiği hocamızı da anmış olayım.