Antalya 3T Yetkililerine, Okur ve Yazarlarına Öneriler

“Antalya 3T” yetkilileri, yazar ve okurlarıyla paylaşmak istediğim düşüncelerimi burada yazmak istiyorum. Bir küçük ricam, isimler önündeki unvanların kaldırılması, çok gerekliyse sayfa altında küçük puntolu dipnotla yetinilmesidir. Bilgi üreten toplumlarda bu unvanlar bizdeki gibi kullanılmaz, ayrıca gerek bireysel gerekse ülkemize özgü nedenlerle de artık kullanmamak gerektiğine samimiyetle inanıyorum.  

Bir önerim, “Antalya 3T” isminin gözden geçirilmesidir. Tarım, turizm ve ticarete atıf yapmak, özellikle bu kesimlere hitap eden bir gazete görüntüsü vermektedir. Evrim sürecimizin bu aşamasında bu yönde bir çabanın ülkeye ve topluma çok yararı yoktur. Kuşkusuz isim veya görüntü değil, özün, gerçeğin kendisi önemlidir, yine de daha anlamlı bir ismi, ortak akılla bulmayı düşünmeliyiz.    

Diğer önerim, alışılmış habercilik, köşe yazarlığı sistemi dışına çıkılmasıdır. İlk yazımda, bu gazetenin bir düşünce platformu olma işlevini yüklenmesi dileğimi yazmıştım. Geçmişte gazeteleri haber değil, bilgi almak için okurduk, bugün gazeteler bilgi vermediği için okumuyoruz.  Anlık haber akışına bağlı gazetecilik gündem yaratamıyor, kentin ve toplumun da gündemi olmuyor, en ciddi konular birkaç satırlık yazılarla tüketiliyor. Bu cehalet çağında bilgi üretmek elbette kolay değil, büyük kaynaklara sahip kurumsal yapılar gerektiriyor. Bu cehalet çağında öğrenmek, bilgilenmek de kolay değil, bireysel çaba yetmiyor; bilgi ekosistemi gerekiyor. Bu kadarını yapamayız, ama en azından gazeteyi klasik gazete yanında, birlikte öğrenme platformu gibi kurgulamayı düşünmeliyiz.

Burada yazı yazarken, aslında öğrenmek için yazıyoruz, ancak bunu da daha yararlı, sistemli biçimde yapmalıyız. Bunun için dönemsel ortak konu veya temalar belirlemeli, bu konular üzerinde birlikte yoğunlaşmalıyız.   

Bu temalardan birincisi ahlak ve vicdan olabilir. Önceki yazılarımdan birisinde ahlak ve vicdanın temelinin özgürlük ve bilgi olduğunu yazmıştım. Sevgili Münevver Eminoğlu’nun konuya girmesinden mutlu oldum. Bu konuya devam etmeli, bu alanda yazabilecek yazarlardan, okurlardan katkı almalıyız. İnsanlığın en eski yazılı belgelerinde din, ahlak ve hukukun toplumsal düzeni sağlamadaki birlikteliği, Yunan felsefesinde ahlakın yeri, Aydınlanma döneminde ahlakın yoğun biçimde tartışılması boşuna olmamalı. Kant ve A. Smith aynı dönemde ahlak konusuyla başlamışlar. Ekonomik ve sosyal kriz ve dönüşüm dönemlerinin bu alanda sorunlar ve sorular doğurarak tartışma yaratması şaşırtıcı değil. Konu üzerinde ülkemizde yeterli felsefi, bilimsel ve toplumsal bilginin olduğunu söyleyemeyiz. Ülkemizde ahlak üzerine yazılmış, metafizik içerikli olmayan eser sayısı çok değil. Buna rağmen, ünlü bir yazarın ahlak üzerine kitabının kaynakçasında Hilmi Ziya Ülken’in Ahlak kitabının yer almaması bu alandaki yoksulluğun boyutlarını göstermektedir. (Bu örnek, bir dönem veya topluluktaki bilginin diğer döneme veya topluluğa geçmediğini de gösteriyor. Batı ülkelerinde her kitabın önsözünde çok sayıda uzmana teşekkür edilir. Ülkemizde yazılan kitapların önsözlerinde basım evine yapılan dışında teşekküre neredeyse rastlanmaz. En önemli konularda kimseyle konuşmadan, tartışmadan, katkı almadan yazmak, bizim gibi bilgi üretmeyen toplumlara özgüdür). Bu bilgi yoksulluğunu aşamayız, hiç olmazsa ortak öğrenme yöntemi geliştirmeyi denemeliyiz.

Yazılarımdan birisinde kasaba kültürüne değinmiştim; tesadüfen değerli bir okurun önemli bir katkı yaptığını gördüm. İşte, önerimin yararlı sonuçlar vereceğinin bir dayanağı budur. Ülkemizde yazmayan, ama yazanlardan daha bilge okurlar var, onlardan yararlanmalıyız.

Ahlak ve vicdanla başlayarak, uygulamalı ahlak veya etik konusuna geçebiliriz. Tıbbi ahlak, biyoetik, siyasette ahlak, ticarette ahlak, gazetecilik ahlakı, turizm ahlakı, tarımda ahlak, bilimsel ahlak, sosyal ahlak gibi alt dallarla devam edebiliriz. Daha sonra eğitim, genetik, gıda güvenliği, ekoloji, tarım, turizm sorunları, Antalya’nın ulaşım sorunu gibi birçok konuyu benzer biçimde ele alabiliriz.  Çok sayıda yazı zamanla ortak çalışmalara olanak hazırlar, başka etkinliklerle geliştirilebilir.

Bu yazımdaki son önerim, şu çağrı olacak: Antalya’ya, yaşadığı kente sahip çıkma sorumluluğunu duyan insanlar, kendi isteklerine uygun, mükemmel gazeteciler, yazarlar arayarak daha fazla zaman kaybetmemeli. Bu topraklarda henüz kent olmadığına inanıyorum, yine de kent yaratmak için elimizden geleni yapmakla yükümlüyüz. Bilmek, yapmak, yaratmak bir bütündür. Dijital çağ eski kapıları kapattı, yeni kapılar açıyor, yaratıcı olmalıyız. Bu toprakların bilge insanlarını arayıp, bulmalı, onlardan öğrenmeliyiz. İnsan sevgimizle birlikte toplum olma özelliğimizi de yitirmekten, mikro topluluklara bölünerek modern çağ öncesi döneme dönmekten kaçınmalıyız. İnsan seçmeyelim, ortak ilkelerimizi seçelim ve bu ilkelere saygılı herkesle iş birliği yapalım. Ortak ilkeleri benimseyen gazeteler birleşmeli veya ortak olmalı veya iş birliği yapmalı. Gerçek bir gazete, yaşamak için tarım, turizm ve ticarete değil, gerçek okur ve yazarlara dayanmalı. Abonelikle, okur ve yazar katkısıyla yaşayacak, okurların yönetiminde söz sahibi olduğu, kurumsal, şeffaf bir gazete-bilgi yayını yaratmayı denemeli.

YORUM EKLE

banner20

banner21