Ahlak ve ekonomi

Bir haber başlığı gördüm: gençler, -hiç utanmanız yok mu, diye sormuşlar. Saflık işte, belki de gençlik cehaleti, çok uzun zamandan bu yana kalmadığını bilmiyorlar. “Kimliğimi kaybettim, hükümsüzdür” kalıbı çok kullanışlıdır; ahlak, onur ne yazsanız uyar. Gerçi, var mıydı da kaybettik, ondan da emin değilim. Uygarlıklar beşiği bu topraklarda kuraklık çoktan başladı.

Sayın Asaf Savaş Akat’ın Alternatif Büyüme Stratejisi makalesi, 1983’te zamanın ilerisinde olmuş, o dönem anlaşılmaması doğal. Sonra derinleştirilmemesi, unutulması ise sosyal bilim sefaletimizin yansıması.

Sayın Akat’ın ahlak konusuna vurgusu dikkat çekici, “…büyük çoğunluğun bu ahlaki ilkelerden yoksun olması halinde sistem kilitlenir…”, “Türkiye ekonomisinin ve toplumun yaşadığı ahlak bunalımı sanayileşmeyi (ve demokratikleşmeyi) durdurucu bir boyuta ulaşştır” saptamaları geçerliğini koruyor.

Ahlaki boşluğun nedeniyle ilgili 1930’lara dönük analizi ise kısmen zayıf kalmış. Ahlaki boşluğumuz düşüncenin baskılanmasından kaynaklanmıştır ve kökeni Cumhuriyet öncesinden gelmektedir. Cumhuriyet bu boşluğu dolduracak düşünce özgürlüğü veya felsefe atılımını yapamamıştır. Kitap okuyandan korkulan, kitabın suç unsuru olarak sergilendiği bir kültürden söz ediyoruz. Ahlak bilgidir, bilgi ise özgür, yetişkin toplum ürünüdür. Ahlak özgürlük kültürü gerektirir, bu topraklarda yetişmez demeyeyim, ama çok az zaman ve çok az yerde yetişmiştir. Göksel veya yersel ceza korkusuna dayalı “ahlaki davranış” çocuk ahlakıdır, durumsaldır. Ahlak ve hukuk kültürü bir bütündür, demokratik, özgür ve adil toplumda çok uzun zamanda oluşur.  

12 Eylül’ün kendisi ve bugün devam eden kurumları İstanbul İktisat’ı ve Siyasal’ı dağıtıp iki özgün okulun gelişmesini engelleyerek iktisadı tamamen mühendisliğe hapsettiler, Türkiye’de sosyal bilimin kısırlaşmasını sağladılar (milli gibi kavramları çok kullanmak zaten zayıflık belirtisidir).  Artık Sayın Akat’ın yazdıkları derinliğinde fazla çalışma yok ve eğitim-öğretim sistemimiz bilim kültürüne ve ahlak bilgisine sahip insan yetişmesini, toplumsal kültürün de bu yönde değişmesini sağlamıyor.

Günümüzde dünyanın pek çok yerinde ahlaksız ekonomi güç tekelleşmesiyle adaletsiz, bilgisiz bir toplum yaratmaya, insanlığı parçalamaya başladı. Cehaletin ABD’de farklı türde bir insan yarattığını görüyoruz, “post truth”, gerçeklik ötesi siyasetin insanı. Gerçek olmayanın, bazen yalanın tekrarla inanca dönüştüğü veya dönüştürüldüğü siyaset. Cehaletin konuşma ve yazmada nasıl avantaj sağladığını biliyoruz. Cehalet, “cehalet ahlakı” veya teknik, kararlı ve inandırıcı bir söylemle güçlü bir etki yaratıyor, “dijital orta çağ” insanı da sorgulamadan kabul ediyor.   

Geçmişte alternatif strateji ümidi vardı, bugünün ekonomisinde güç tekelleşmesi siyasette alternatif ekonomik strateji bırakmadı. Aynı kaynağa dayanan siyaset yelpazesi ahlaksız ekonomiyi değiştirmeye kalkışamadığı için popülizmde birleşiyor. Gerçi popülizm bizde eski bir olgudur, neredeyse 150 yıldır, kökü aynı iki ağ yapısı aynı mekanizmaları kullanmaktadır, şimdi dijital cehalet ve kontrol bu mekanizmaları daha kolay hale getirdi.

Gençlerin sorusu bu nedenle çok anlamlı değil, ……….kaybettik, hükümsüzdür.

YORUM EKLE